Gaziantep'te açılan İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde medeniyetimizin bilim tarihine katkıları somut örneklerle sergileniyor.

Gaziantep Şahinbey’de inşa edilen İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde Müslüman bilim adamlarının astronomi, coğrafya, fizik, mekanik, kimya ve tıp bilimleri alanlarında ortaya koydukları çalışmaların prototipleri sergileniyor.

Bugünkü eğitim sistemi içerisinde İslam bilim tarihinin önemli adamları kendilerine yer bulamıyor. Fizik ve matematik âlimi İb’ul-Heysem; Eczacı, hekim, jeolog, coğrafyacı Bîrûnî; astronom, mühendis, mekanikçi Takiyyuddin Rasıd, astronom Ebu Mansur gibi Müslüman dehaların isimleri tarihin nisyan karanlıklarına terk edilirken Batının bilim adamları malum olduğu üzere baş tacı ediliyor.

Ecdat, kalkınmanın, ulusça, ümmetçe ileriye gitmenin, daha müreffeh ve insanca yaşamının ve bir adım öte yaşatmanın anahtarının bilgi olduğundan hareketle asırlar boyunca pek çok buluşa imza atmış.

Aslında çok güçlü bir bilim tarihimiz var. Müslüman ilim adamları, dünya bilim ve fen keşifler tarihinin anahtarlarına uzun yıllar sahip olmuş. Bunlar bir nevi İslam medeniyetinin, kültürünün yükseliş devirlerine ait temel kaidedeler olarak karşımızda duruyor.

Bilim ve teknoloji yetenekli toplumların elinde neşvünema bulduğu aşikâr. Toplumların idari, ahlaki ve ekonomik yapılarının en sağlıklı olduğu dönemlerde de o toplumlar ilmin üretildiği, yeniden yorumlandığı ve tecrübelerinin teknik olarak yaşandığı milletleri oluştururlar.

Tarihte Müslümanlar da, adil ve müreffeh oldukları dönemlerde bilim ve teknolojiye ev sahipliği yaparak insanlık tarihinde önemli adımların atılmasını sağlamışlardır. Daha sonra Müslümanlar bilim ve teknolojideki üstünlüklerini kaybetmişler ve bu birikim batılıların elinde kendi felsefeleriyle yeniden yorumlanarak bugünkü teknolojinin açığa çıkması sağlamıştır.

Türkiye'nin 20. yüzyılda yetiştirdiği en önemli âlimlerinden olan Fuat Sezgin, batıdaki İslam bilim tarihi metinleri çalışmalrını ve İslam bilim yazmalarını inceleyerek İslam bilim tarihini yeniden yorumlamıştır. Sezgin’in öncülüğünde Gülhane Parkı’ndaki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi hayata geçirilmiştir.

ŞAHİNBEY İSLAM BİLİM TARİHİ MÜZESİ YERLİ BAKIŞ AÇISIYLA HAYATA GEÇİRİLMİŞ

Sezgin’in çalışmalarından bağımsız olarak bir gurup ilimadamı tarafından Gaziantep Şahin Bey’de benzer bir bilim tarihi müzesi daha hayata geçirilmiştir. Şahinbey İslam Bilim Tarihi Müzesi, batılı oryantalistlerin bakış açısıyla değil, bu ülkenin bakış açısıyla İslam Bilim tarihini yeniden ortaya koymaya çalışmıştır.

İslam bilim tarihi açısından önemli bir yere sahip olması hedeflenen Şahinbey İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde İslam bilim tarihinde astronomi, coğrafya, fizik, mekanik, kimya ve tıp bilimleri alanlarında ortaya konulan çalışmaların prototipleri sergileniyor.

Son cümlemize 12 yüzyılda Sevilla’da yaşayan matematikçi ve astronom Cabir bin Eflah’tan; çağdaşı Kurtubalı filozof Hekim İbn Rüşd’e; 10. Yüzyıl matematikçilerinden Bağdatlı Ebü’l-Vefa El-Buzcani’den 16’ıncı Yüzyıl haritacılarından, İstanbullu deniz kaptanı Ali Macar Reis’e kadar onlarca Müslüman bilim adamının birbirinden âlâ keyfiyeti haiz buluşlarının prototiplerinin/ maketlerinin müzede ziyaretçilerini beklediğini dâhil edelim.

USTURLABIN ARDINDAKİ İLİM ANLAYIŞI

Müze'deki usturlap Gaziantep'in yıldız haritasına göre dijital ekrana aktarılmış ve tüm ziyaretçilerin usturlabın çalışma tekniğini tecrübe etme imkânları sağlanmış.

Ayrıca ilk defa minyatürlerin hareketlendirilmesi ile filmler yapılmış. İnteraktif bölümler öğrencilerin ilgisini çekecek.

Gaziantep’teki müze bilimde, ilimde bir adım öte sanatta sıçrama yapmamıza vesile olabilir. Müzeler kenti Gaziantep’te inşa edilen İslam Bilim Tarihi Müzesi tarihimizin analiz edilmesi için önemli bir anahtar.

Müzede İslam âlimlerinin geliştirdikleri, ürettikleri teknik aletlerin maketleri var. Bunlar gençlerimize ufuk açıyor.

Müzenin en mümeyyiz vasfı, bilim tarihine kompleks duymadan bakmayı sağlamak ve Müslümanlara özgüvenli bakma yetisini kazandırmak şeklinde ifade edilebilir.

ŞAHİNBEY İSLAM BİLİM VE TEKNİK MÜZESİ’NİN TARİHİ SERÜVENİ…

Mezopotamya’nın kadim toprağı olan Harran Ovası üzerinde, İslam medeniyetinin bilim ve teknik alanındaki uzun serüvenini anlatan bir müze inşa edilmesi fikri hemen herkes gibi bu satırların yazarına da heyecan veriyor.

Bu müzeyi böylesine hassas bir konu üzerinden kurgularken asırlar öncesine dayanan icatları, mucitlerini, yüzyıllar boyu büyük bir etkileşim sonucu aktarılan “bilgi”yi spekülasyondan, propagandadan, tarihsel önyargılardan uzak bir dille aktarmak önem kazanıyor…

TARİHİ OKUL BİNASINDAN İSLAM BİLİM TARİHİ MÜZESİ’NE

Müze için Şahinbey’de tarihi bir okul binası tahsis edilmiş. 19. yüzyıla mezkûr okul binası İslam Bilim Tarihi Müzesi’ne dönüştürülürken mezkûr tarihi yapı geri plana itilmeden ona bir nevi haksızlık edilmeden, aksine binayı hikâyenin bir parçası şeklinde kurgulanarak hareket edilmiş. Yapıya yüzlerce yıllık bir atölye havası verilmesi ise mekânın aslî fonksiyonuyla örtüşen bir diğer ilişkisi olmuş.

Müze için belediye tarafından tahsis edilen bina 19. yüzyılın başlarında yapımı tamamlanmış bir okul binası. Bu durum yapının pencerelerinin oldukça fazla ve yüksek olmasına neden olmuş, bu mimari çizgi de binanın 3 katında da belirleyici bir unsur oluşturmuş. Yapının bu mimari üslubu müzenin yerleşim düşüncesi bakımından önemli bir sorun teşkil etmiş. Mimari sorunlar Müslüman kaşiflerin, mucitlerin oldukça mütevazi bir yaşama sahip olmalarından, çalışmalarını genellikle bir atölye ortamında kısıtlı imkanlarla yürütmelerinden hareketle okul binası bir atölye hissi verecek şekilde planlanmış.

Müze için belediye tarafından tahsis edilen bina 19. yüzyılın başlarında yapımı tamamlanmış bir okul binası. Bu durum yapının pencerelerinin oldukça fazla ve yüksek olmasına neden olmuş, bu mimari çizgi de binanın 3 katında da belirleyici bir unsur oluşturmuş. Yapının bu mimari üslubu müzenin yerleşim düşüncesi bakımından önemli bir sorun teşkil etmiş. Mimari sorunlar Müslüman kaşiflerin, mucitlerin oldukça mütevazi bir yaşama sahip olmalarından, çalışmalarını genellikle bir atölye ortamında kısıtlı imkanlarla yürütmelerinden hareketle okul binası bir atölye hissi verecek şekilde planlanmış.

Mekâna tarihi bir atölye havası verme düşüncesinden hareketle tezgâhlar ile diğer sergileme elemanlarının üretimi için kullanılan ahşap çeşitli uygulamalardan geçirilerek eskitilmiş ve böylelikle teorik bilginin mahir ustaların tecrübesiyle birleşmesi neticesinde bu zorlu sürecin üstesinden gelinmiş.

Bir sonraki aşama atölye tezgâhlarını ve diğer sergileme unsurlarını üretmek için malzemeye karar vermek olmuş. Sergileme malzemesinde kaçınılmaz olarak ahşap tercih edilmiş ve asıl sorun ahşabın birkaç asır önceden kalmışçasına yapıya dahil edilip eskitilmesi olarak ortaya çıkmış. Bu işlem için belirli bir yöntem bulunamaması nedeniyle doğal bir biçimde eskimiş malzeme kullanmaya karar verilmiş; bu doğrultuda Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli tren yollarında 1950’den günümüze kadar ıskartaya çıkmış traversler bulunup örnekleri atölyede incelemeye alınmış. Fakat dış ortamlarda geçirdiği uzun süre boyunca ahşabın içine işleyen kokunun etkisiz hale getirilmesi için ahşap elemanların biçilip uzun bir süre dinlendirilmesi gerekmiş. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için solvent, tiner veya boya içermeyen tamamen doğal yağlar ve özel karışımlar sonucunda ideal bir eskitme sıvısı elde edilmiş. Lakin bu sıvı her ahşapta farklı bir görüntü oluşturmuş ve bu nedenle ideal eskimiş görüntü için en doğru ağacın seçilmesi gerekmiş. Araştırmalar neticesinde buna en uygun ağacın meşe olduğu görülmüş. Nihayetinde teorik bilginin mahir ellerle buluşması sayesinde bu meşakkatli işin üstesinden gelinmiş.

Müzede yer alacak eserlerin araştırılması ve üretimi ise en hassas konuların başında gelmiş. Bu amaç doğrultusunda ve bilim tarihi uzmanları ve küratör ekip tarafından gerçekleştirilen araştırmalar neticesinde İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde astronomiden tıbba, coğrafyadan fiziğe değin 100 kadar adet aletin replikasının yer alması planlanmış. İslam bilim tarihi açısından kilometre taşı sayılacak nitelikteki yüzlercesi içinden seçilen bu aletler, çok aşamalı bir süreç sonunda sergilenecekleri müzeye ulaşmış. Her bilim dalının farklı türde aletler kullanmış olması, benzerlerinin imalatı aşamasında onlarca farklı meslek grubuyla çalışmayı gerektirmiş. Bilim Tarihi Müzesi’ne sergilenecek olan aletlerin birçoğu modern dünyada kullanılmadığından üretimlerin her biri de model niteliğinde olmuş.

Aletlerin imalat sürecini şöylece özetlemek mümkün:

ALETLERİN BELİRLENMESİ

İslam bilim tarihi alanında çalışmakta olan uzmanlar tarafından belirlenen alet listesi, astronomi, fizik-mekanik, coğrafya, denizcilik, tıp ve kimya bölümleri için müstakil çalışmalar gerektirmiş. Elyazması eserlerde resmedilmiş ve özellikleri bizzat İslam bilim tarihinin önde gelen bilginleri tarafından tarif edilmiş aletler, sonraki nesiller üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmiş ve listeye alınmış.

ALETLERİN TEKNİK ÇİZİMLERİ

İslam bilim tarihinde önemli yer eden 100 aletin her biri, üç boyutlu (3D) olarak çizilmiş. Bu çizim sürecinde yine İslam bilim tarihi uzmanlarından yararlanılmış, bilhassa usturlap, rub’u’l-mukantara, pusula ya da terazi gibi aletler, asıllarına uygun olarak imal edilebilmesi için, elyazması metinlerdeki ayrıntılara dikkat edilmiş. Aletlerin çeşidine göre AutoCAD, 3D Max, SolidWorks, Adobe Illustrator ve Corel gibi çizim programlarının bazen sadece biri, bazen ikisi veya üçü birden kullanılmış.

Usturlap olarak Bayezid Usturlabı tercih edilerek orijinalinin bütün ayrıntıları kopyalanmış. Öyle ki aletin 1505-1506 tarihli orijinalinde bulunan yanlışlıklar dahi korunmuş. Bununla birlikte orijinali sadece elyazması kitaplarda çizilmiş “Merrâkuşî’nin Trigonometrik Yarımdairesi” gibi aletler, bizzat astronomi aletleri tasarlayan ve aletler üzerindeki çizgileri Orta Çağ’da kullanılan formüllere dayalı olarak çizen bir bilim tarihçisi tarafından resmedilerek denetlenmiş. Maket formundaki bazı modeller ise, çok kapsamlı tarihsel araştırmalar sonunda tasarlanmış. Bu bağlamda Semerkand Rasathanesi, gerçeğinin 1/100 ölçeğinde modellenirken, günümüze ulaşan hemen hemen bütün Türkçe ve yabancı kaynaklardan yararlanılmış, Semerkand Rasathanesi’nin arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan temeline sadık kalınarak tasarlanmış. Aletlerin üç boyutlu çizimleri tamamlandıktan sonra, yine bilim tarihi uzmanlarının dikkatine sunulmuş ve uygun bulunan modeller, üretim aşamasına geçirilmiş.

ALETLERİN İMAL AŞAMASI

Müzeciliğin ve müze aleti imalatının yaygın olmayan nitelikte bir iş olması, aletleri imal edecek tecrübeli zanaatkârların tespitini olağanüstü güç kılmış. Özellikle zaman kısıtlamasının ve maddi sınırlamaların bulunması, imalat sürecinde çok hassas bir çalışmayı gerektirmiş. Çok basit görünen birçok aletin, aslına uygun materyallerden imal edilmesi, teknik çizimleri kullanacak bilgisayarlı imalatçıların bulunması veya hassas el işçiliği yapabilen kişilerin tespiti imalat aşamasının en zorlu noktası olmuş. Bu nedenle bazı aletlerin imalatı, yurt dışındaki tecrübelerden yararlanmayı dahi gerektirmiş. İmal edilecek ürünün Orta Çağ’daki materyali tespit edildiğinde, bugünkü teknolojilerin bu aleti aynı materyal ile imal etmeyi mümkün kılıp kılmadığı araştırılmış. Bazı aletleri bin yıl öncesinde olduğu gibi üretmek mümkün olmuşsa da orijinali mevcut olmayan ve sadece elyazmasında tanımı bulunan aletler, sağlamlık ve estetik kaygılar dikkate alınarak imal edilmiş. Bu bağlamda Serrâciyye denilen usturlap orijinaline uygun olarak pirinçten üretilmişken, tıp aletlerinin sapları pirinç, başları gümüşten imal edilmiş. Pirinç ürünlerin üzerindeki çizgilerin büyük bir kısmı lazer ya da asit indirme ile hâk etme yoluyla çizilmiş. Her bir aletin üretimi, birden çok meslek grubunun elinden geçmiş. Mesela tıp aletlerinin teknik çizimi, bu çizimlerin kalıba uyarlanması, kalıbın çıkarılması, gümüş parçanın meydana getirilmesi, gümüşün tesviyesi, parlatılması ve kaplanması, bir aletin 5 meslek erbabının elinde bir hafta boyunca dolaşmasını gerektirmiş. Diğer yandan Zatu’l-Halak isimli aletin 6 halkasının mükemmel bir hassasiyetle imal edilmesi ve hareket edecek şekilde birbiri içine yerleştirilmesi, haftalar süren bir dikkat ve mühendislik becerisi gerektirmiş.

İSLAM BİLİM ALETLERİNİN KONTROLÜ

Her alet imal edildikten sonra, aletlerin çizimlerini yapan veya diğer çizimleri denetleyen İslam bilim tarihi uzmanına gönderilmiş. Aletin düşünüldüğü gibi Orta Çağ’daki aslına uygun olarak imal edilip edilmediğinin incelenmesinin ardından onaydan geçen eserler diğer birimlere teslim edilmiş. Bu şekilde zanaatkârların imalat sırasında karşılaştıkları güçlükleri çözmek için inisiyatif kullanılmasının ve aletin orijinalliğinin bozulmasının da önüne geçilmiş.

BİLİMSEL İCATLAR ANİMASYON FİLME AKTARILMIŞ

Müzenin astronomi, coğrafya, haritacılık, kimya, tıp gibi bölümleri için hazırlanan animasyon filmlerde ünlü mucitlerin hayatları, keşif hikâyeleri gibi konulara yer verilmiş.

Bu filmler için dönemin özelliklerine uygun kostümler hazırlanmış ve dekor için yine aynı bakış açısı doğrultusuna malzeme üretilmiş. Greenbox ortamda 4K kameralar aracılığıyla olabilecek en yüksek çözünürlükte gerekli çekimler gerçekleştirmiş. Bu hem görüntü kalitesi hem de işin animasyon aşaması için ihtiyaç duyulan toleransı sağlamış. Bu aşamadan sonra offline kurgular yapılmış ve işin “artwork”lerinin üretim süreci başlamış. Bu aşamada kullanılan dilin minyatür eksenli özel bir dil olmasına dikkat edilmiş. Üçüncü aşama olan post-prodüksiyonda ise yine işin ehli bir ekiple çözüm ortaklığına gidilerek tüm animasyonlar titizlikle hazırlanmış.

İNTERAKTİF SUNUMLAR

İslam Bilim Tarihi Müzesi kapsamında geleneksel müze anlatımının ötesine geçmek, ziyaretçilerin İslam bilim tarihindeki gelişmeleri fiziksel olarak deneyimleme ve dolayısıyla daha yakından tanımalarına olanak sağlamak amacıyla alanında ilk defa kullanılan 4 ayrı etkileşimli ünite geliştirilmiş.

Bu ünitelerden kimya ünitesinde bir dokunmatik arayüz sayesinde ziyaretçiler, alimlerin hangi teknik ve işlemlerden faydalanarak nasıl koku ürettiklerini adım adım takip edebilmenin yanı sıra sonucunda dönemin kokuları olan gül, amber ve od kokularını geliştirilen mekanizma sayesinde fiziksel olarak duyumsama imkanına sahip oluyor.

Döneminin önemli gelişmelerinden biri olan usturlabın çalışma prensibini anlatması ve anlaması çok kolay olmasa gerektir. Anlatımı kolaylaştırmak amacıyla astronomi ünitesinde gerçekçi bir usturlap maketi üzerine yerleştirilen elektronik sensörler ve geliştirilen yazılım sayesinde ziyaretçiler için usturlabı kullanma ve nasıl çalıştığını büyük ekrandaki temsili gökyüzünde birebir deneyimleme imkânı sağlanmış.

Coğrafya ünitesinde ise ziyaretçiler okunması zor olan eski haritaların dokunmatik bir ekran üzerinde günümüzün güncel dünya haritasıyla karşılaştırarak okuyabilmekte ve böylece eski haritaların ne denli gelişmiş ve bu yüzdende önemli gelişmeler olduklarını görme imkânı buluyor.

Dokunmatik minyatür ekranı boyutları dolayısıyla teknik olarak uygulaması meşakkatli, fakat ziyaretçiler için sunduğu minyatürlerin detaylarını dokunarak hareketli bir anlatım eşliğinde yakından inceleme olanağıyla hedeflendiği gibi güçlü bir etkiye sahiptir.

Nihai olarak, böylesine kapsamlı bir çalışmanın neticesinde kurulan İslam Bilim ve Teknik Tarihi Müzesi’nin kapıları günümüzden asırlar öncesinde bir terk edilmiş bir bilim atölyesine yüzyıllar sonra adım atma deneyimini yaşamak isteyen herkese açık olacak...

DEVAMI
E-BÜLTEN